Cuma, Ocak 19, 2007

Küresel Isınma ve Kış Neden Gelmiyor

New Scientist ve Nature gibi dünyanın en saygın bilim dergileri, son 5 yıldır yayınlanan tüm baskılarında "Küresel ısınma felaketi geliyor! Eğer küresel ısınmayı önleyemezsek dünyanın sonu gelecek!" uyarılarını yapıyordu. Ancak küresel ısınma, çevreci gruplar haricinde birçok insan tarafından görmezden geliniyordu. Ancak dünya bu yıl felaketin kapıda olduğunu anladı. 2006 yılı dünya genelinde, meteoroloji kayıtlarının tutulduğu 17’inci yüzyıldan bu yana en sıcak 6’ncı yıl oldu. ABD, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de sıcaklıklar mevsim normallerinin ortalama 3-5 derece üzerinde seyretti; daha da kötüsü 2007 en sıcak yıl olacak. İşte dünyayı şaşkına çeviren ve "Kış nereye gitti?”" sorusunu gündeme getiren gelişmeler:

HELİKOPTERLE KAR SERVİSİ
* Alpler’deki kayak merkezleri kar yağmayınca yapay karla idare etmek zorunda kaldı. Almanya, Fransa, Avusturya ve İsviçre’de her yıl 240 milyon turistin kayak yaptığı tesislerde doluluk oranı yüzde 20... Kış Olimpiyatları ve Snowshoe Kayak Festivali’nde pistlere helikopterlerle kar taşınıyor.

MOSKOVA’DA PAPATYALAR
* Rusya’nın başkenti Moskova’da papatyalar ve menekşeler açtı. 40 yıl aradan sonra ilk kez yılbaşında Kremlin Meydanı’na kar yağmadı. Hava sıcaklığı 9 dereceyi buldu. Mevsim normallerine göre, Moskova’da Ocak sıcaklığı -5 derece....

AĞAÇLAR ÇİÇEK AÇIYOR
* Romanya ve Bulgaristan’da sıcaklıklar 15 dereceyi aştı. Fransa’nın Nice kentinde, İtalya’nın güneyinde, İspanya’da ve Yunanistan’da insanlar yeniden denize girmeye başladı. New York’ta sıcaklık 15 derece. Central Park’ta ağaçlar çiçek açtı.

KUZEY DENİZİ RIVIERA OLACAK
* AB Komisyonu’nun raporuna göre, Avrupa’nın kuzeyinde ılıman bir iklim olacak. Bu sayede tarım üretimi yüzde 70 artacak. Kuzey Denizi sahilleri yeni Riviera olacak. İsveç ve İngiltere gibi ülkeler, küresel ısınma nedeniyle avantajlı konuma geçecek.

BARAJLARDA SU % 25 AZALDI
* Geçen Ocak’ta İstanbul’daki 17 su kaynağının yüzde 81.3’ü doluydu. Bu yıl 11 Ocak rakamlarına göre ise doluluk oranı yüzde 56’ya düştü. Baraj ve diğer su kaynakların yüzde 44’ü yağmur beklerken, geçen yıla oranla yüzde 25’lik bir daralma yaşanıyor. Aralık 2005’te doluluk oranı yüzde 63.4 iken, Aralık 2006’da yüzde 58’e düştü. Geçen yıl şubat ve mart ayında gelen yağışlarla birlikte barajlardaki doluluk oranı yüzde 98’e çıkmıştı.

Günde 10 tişört satıyoruz sanki yaz ayında gibi
Küresel ısınma sektörleri de zora soktu. Mantolar, kazaklar soğuk bir kış için hazırlanan tekstilcilerin elinde kaldı, zincir satanlar iş yapamadı... İşte küresel ısınma yüzünden değişen dengeler....

İlyas Kuriş (Damat/Tween/ADV Akmerkez Mağaza Müdürü): Kışlıklarda geçen yıla göre düşüş var. Gerçek anlamda kış yaşanmadığı için kimse kaban, mont, palto gibi kalın ürünler almıyor. Buna karşılık baharlık dediğimiz trikolar gidiyor. Mesela günde 10 tişört satıyoruz. Sanki yaz mevsimindeyiz.

Kazak mont satışı % 40 düştü
Süleyman Orakçıoğlu (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı ): Kışlıkların satışında yüzde 40’lık düşüş var. Küresel ısınma koleksiyonları değiştirdi. 1.5 kg olan ceket ağırlığını 280 grama düşüren bir teknoloji kullanmaya başladık. Mecburen gömlek hafifliğinde ceket üretiyoruz.

Şubat sonunda yaz sezonu
Nafiz Yılmaz-Elle Ayakkabı Akmerkez Mağaza Müdür Yardımcısı: Satışlar havalarla doğru orantılı. Havalar tüketiciyi çok etkiliyor. Artık botlar pek revaçta değil. Havalar karlı, yağmurlu olsa, kış mevsimi gerçek anlamda yaşansa satışlar daha da artacak. Şubat sonu gibi kışlık sezondan çıkıp yazlık sezona geçeceğiz.

Doğalgaz tüketimi azaldı
İGDAŞ’ın abone sayısı arttı ancak doğalgaz tüketimi azaldı. 2005 sonu itibarıyla abone sayısı 3 milyon 5 bin 927’ydi. 2006 sonunda 3 milyon 317 bin 446’ya yükseldi. Buna karşılık gaz tüketimi azaldı. Aralık 2005’te abone başına tüketim 193.4 metreküpken, Aralık 2006’da 183.685 metreküpe geriledi.

Alıntıdır...

Pazar, Ocak 07, 2007

Çevre Kirliliği ve Temiz Üretim

Ülkemizde son derece ihlal edilen bir konu olan Temiz Üretim ile ilgili Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bölüm Başkanı Göksel Demirer Hocamızın biz mühendisler için faydalı yüzlerce bilgi bulunan temiz enerji sayfasını tanıtmak istedim bu yazımda....


Özellikle 20. Yüzyıl’ın ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmelerin beraberinde getirdiği çevresel değerlerin tahribi, çevre kirliliği ve yenilenemeyen kaynakların hızla azalması günümüzde hızlanarak sürmektedir.

Endüstrileşme ve yaşam biçimlerindeki değişmeye paralel olarak ortaya çıkan atıklar, zaman içinde logaritmik bir artış göstermiş ve bu atıklardan kaynaklı yaşanılan yerel çevre sorunları küresel bir boyut kazanmıştır. Ozon tabakasındaki delinme, küresel ısınma, asit yağmurları, çeşitli doğal alıcı ortamlara -özümseme kapasitelerinin çok üzerindeki miktarlarda- yapılan toksik ve tehlikeli atık deşarjları bu kapsamda sayılabilir.

Alıcı ortamların kirlilik özümseme kapasitelerinin aşılmaya başlanması, doğal ortamdaki dengelerin geri dönüşü zor/imkansız bir şekilde değişiyor olması, çevre kirliliği kaynaklı büyük ölçekli sağlık sorunlarının gündeme gelmesi ve doğal kaynakların hızla tüketilmesi, vb. süreçler sonucu çevre sorunlarının bir kriz boyutuna ulaşması özellikle zengin Kuzey ülkelerinden başlayarak bu soruna farklı bakış açılarını da beraberinde getirdi. Geleneksel olarak oluşan büyük miktarlarda atığın alıcı ortamlara verilmeden önce çeşitli arıtma yöntemleri ile uzaklaştırılması (ki bu zararlı maddelerin ortadan kalkmasını değil sadece bir fazdan başka bir faza dönüştürülmesini sağlayan bir yaklaşımdır) arıtılması, oluşan atık miktarının ve arıtım maliyetinin sürekli artması ile alıcı ortam deşarj standartlarının, kamuoyunda yükselen çevre bilincine paralel olarak, sürekli düşürülmesi endüstriyi bu sorun için daha ucuz çözüm yollarını aramaya yöneltti. İşleyişleri gereği asıl amacı çevresel duyarlılık değil, üretim süreci sonucu oluşacak artı değerin maksimize edilmesi olan şirketler ürettikleri atıkların arıtım ve nihai depolama masraflarını en aza indirebilmek amacıyla, daha az atık üreterek işleyişlerini sürdürebilmenin yollarını aramaya başladılar. Buna ek olarak, son 20-30 yılda artan çevre duyarlılığı özellikle Kuzey ülkelerinde yaşayan tüketicilerin artan bir şekilde üretim, kullanım ve kullanım sonrası süreçlerinde çevreye daha az zarar veren ürünleri tercih etmelerine sebep oldu. Çevreye daha az zarar veren ürünlerin talep görmeye başlaması pek çok endüstriyel sektör için yeni bir rekabet alanı ortaya çıkardı.Bu yeni yönelim sonrası yapılmaya başlanılan çalışmalar sonucu alınacak basit önlemlerle bile üretim sürecinden faydalı bir ürüne dönüşemeden geçerek atık haline gelen hammaddelerin daha etkin kullanımı sonucu bu kayıpların önlenebileceği ve aynı zamanda atık üretiminin azalabileceği ortaya çıktı. Bunu ürünlerin maddesel içeriklerinin azaltılması, üretim için kullanılan maddelerin çevreye daha az zararlı olan maddeler ile değiştirilmesi, üretim ve kullanım esnasında gerekli olan su ve enerji ihtiyaçlarının düşürülmesi gibi yaklaşımlar izledi. Sonuçta atık azaltılması, kirlilik önleme, geri dönüştürme, yeniden kullanım, ürünün çevreye daha duyarlı tasarımı, vb. konular üzerinde yapılan araştırmalar hızla artmış ve bir zamanların “ütopya”sı olan ürün ve hizmetlerin ardında daha az artık ve atıklar bırakarak üretilmesi fikri örnek uygulamalarıyla beraber gündelik yaşamımıza Temiz Üretim (TÜ) adı altında girmeye başlamıştır. TÜ (Cleaner Production) en genel anlamıyla, önleyici çevre yönetimi stratejilerinin üretim süreci, üretilen , hizmet ve ürünler için bütünsel bir şekilde, sürekli olarak uygulanarak, bunlardan kaynaklanan insan sağlığı ve çevresel değerler üzerindeki risklerin ortadan kaldırılması ya da azaltılması ve verimliliğin arttırılması olarak tanımlanmaktadır.

Alışılagelmiş kirlilik kontrolü yaklaşımların tersine TÜ proaktif bir yaklaşımdır. Kirlilik kontrolü yaklaşımları üretim ve tasarım aşmalarını değişmez faktörler olarak benimseyip kirliliği de bu aşamaların kaçınılmaz bir sonucu olarak görmekte ve kirlilik meydana geldikten sonra bu soruna çözüm getirmeye çalışmaktadır. Dolayısı ile bu yaklaşımlar kirliliği daha iyi tanımlama ve atıkları arıtma ve bertaraf etme üzerine odaklanmakta ve kuruluşlara önemli miktarlarda ek maliyet getirmektedir. Öte yanda, TÜ yaklaşımları kirliliği ve atıkları dizayn, kaynak kullanımı ve üretim prosesleri aşamalarındaki yetersizlik, verimsizlik ve etkisizliğin bir sonucu olarak görmekte ve soruna bu aşamalarda gerekli gelişmeleri sağlayarak çözüm getirmeyi amaçlamakta, dolayısı ile sadece atık oluşumunu azaltmakla kalmamakta aynı zamanda ekonomik faydalar da sağlamaktadır.

Yukarıda da belirtildiği gibi, TÜ günümüz çevre sorunlarına kalıcı çözümler getirebilme kabiliyetine sahip önleyici uygulamalara dayanan bir yaklaşımdır. Gün geçtikçe dünyada bu anlayışı benimseyen ülke sayısı gittikçe artmakta, ulusal ve uluslararası ölçekte birçok kurumun da desteğiyle temiz üretim uygulamaları her türlü üretim faaliyetinde benimsenmeye ve uygulanmaya başlanmaktadır.

Ülkemizde de TÜ konusunda bazı çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, bu çalışmalar yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu durumun nedenlerinden biri de bu konu hakkında ilgili kuruluşların ve özellikle halkın yeterli şekilde bilgilendirilmemesi ve özendirilmemesidir. Özellikle, TÜ hakkında yeterli miktarda bilgilendirici yazılı dokümanın olmaması ve olanların da herkese tarafında ulaşılabilir durumda olmaması bu durumu daha da kötüleştirmektedir.

Hazırladığımız bu site, bu bilgi kaynağı eksikliğini gidermek ve TÜ konusunda çalışmalar yapan kişiler arasında karşılıklı iletişim olanağı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Sitemiz, TÜ konusuyla ilgilenen gönüllülerin de katkısıyla bir temiz üretim bilgi kaynağı oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yüzden, dışarıdan gelecek her türlü katkıya açık olduğumuzu belirtmek isteriz. Umarız, bu site ülkemizde yapılacak olan TÜ çalışmalarına az da olsa katkıda bulunur.

Göksel Hocamızın websitesi değişmiş. Temiz üretimle ilgili çalışamaları ve etkinlikleri artık http://144.122.60.76/people/gndemirer/links/temizuretim/index.htm sayfasından yayınlanıyor.

Çevre Mühendisliğinin Altın Kuralları ve Kaideleri

Web de gezinirken Gürdal Kanat Hocamızın sitesinde ki bu yazıyo gördüm..

Faydalı olur diye çevre mühendisi arkadaşlar için buraya koyuyorum...

1-Maddenin Korunumu Prensibi
“Var olan hiçbir maddeyi yok edemezsiniz, arıtım yaparak dahi…Peki, arıtım ne işe yarar?”

2-Arıtım için 2 şey gereklidir : Teknoloji (mühendislik) ve Para

3-Ç.O. doğanın kanunu gereği az bulunur

4- Dolayısıyla anaerobik ortam oluşur.

“Anaerobik süreç de bir arıtımdır. Peki, o zaman neden istenmez?”

5- Bazı arkadaşlarımın ısrarı üzerine : Seyreltme de arıtımın bir parçası olabilir.

“Zaten arıtımda sıfır deşarj yapmıyoruz ki”

6- Büyük güçler de hata yapabilir. İşte örnekler :

Avrupa ve Amerika’da çok sayıda atıksu arıtma, çöp depolama, vs. tesisi kurulmuş ve başarıyla işletilmekte fakat ülkemizde kötü örnekler var :

i- Odayeri (İstanbul) katı atık depo sahasını planlayan Amerikalı şirket, çöpümüzle ilgili birçok analiz olmasına rağmen yaptığı sızıntı suyu hesabı 5-10 kat kadar hata ile gerçekleşmiş ve bazı işletme problemlerine (dolayısıyla maliyete) yolaçmıştır (Kaynak : Odayeri (İstanbul) katı atık depo sahası projeleri)
ii- Benzer şekilde Bursa-Demirtaş depo sahası gazından elektrik elde edilmesi projesinde, yabancılar tarafından hesaplanan gaz miktarının sadece %30 kadarı elde edilebilmekteymiş (Kaynak : UKAK Kongresi, İzmir 2001)
iii- Fransız bir firmanın yaptığı Elmalı barajındaki terfi pompalarının yanlış (daha büyük) seçiminden dolayı kaynaklanan bakım - servis ve elektrik enerjisi maliyeti her sene son model bir mercedes otomobile denk geliyor... Tolga SEMERCİ - Çevre Mühendisi

[Sizin de bildiğiniz bu tür hatalar varsa mailime, mümkünse kaynak belirterek bildirin.]

7- Gelişmekte olan ülkelerin Sanayileşmiş ülkelerin seviyesine ulaşması imkansız denebilecek derecede zordur :
According to Grau (1994), countries with low annual per capita gross national product (GNP), <$1000-2000, not only lack the resources to construct treatment plants but also cannot maintain them. Meanwhile, only about 3% of a country's GNP can realistically be spent on environmental protection (World bank). Taking as an example of 6 eastern European countries (the average GNP in 1990 was 1985 $/c-year) and assuming that 1.5% of the GNP could be spent on wastewater disposal and treatment plants, the calculated average period to meet EU water quality standards will be 80 years. If the average depreciation time of a treatment plant is 20 years, the minimum GNP of about $2000/inh.y is needed to safeguard basic communal wastewater treatment (secondary or equivalent).

7a- Hangi Ülkeyi İzlemeliyiz :

GNPsi bizden 10 kat fazla olan ABDyi değil tabiî ki. “Ayağını yorganına göre uzat” diye yüz yılların birikimi ile söylenmiş atasözümüz var. Fakat ne yazıkki, üst düzey yöneticilerimiz zengin olan ABDye özenip aynısını yapmaya kalkıyor, böylece kıt olan kaynaklarımız da heba olup gidiyor (her şehre havalimanı kampanyası ve Isparta’da otlayan inekler örneğini veririz hep).

Tayvan, G.Kore gibi ülkeleri de yakalamamız artık epeyce zor. Güzel bir örnek var, Brezilya. Low-cost bir kompost tesislerinin tanıtım filmini gördüm, gerçekten uygulanabilir. Bizdeki gibi computerler ile automize edilmiş değil. Yetersiz kaynakları olup çevre açısından güzel örnekler sunabilen bir ülke. İzlememizde fayda var.

8- Arıtma Büyük Maliyetleri Gerektirir :
Boston, Massachusettes ve Los Angeles’ta atıksu arıtımı ve uzaklaştırılması için tahmini, aylık 100 $/hane’lik harcama gerekecektir. (W.F.Garber, WST, 26,7-8,1992)

9- Çöplerin Düzensiz Depolanması :
Ülkemizde, yayın sayısı artığına göre Lab. Bilimi ilerliyor ama uygulamada basit fakat önemli olan çevre …

10- Şehir Arıtma Tesislerinin Verimi Nasıl Denetlenebilir

Büyükşehirlerdeki sanayi arıtım tesisleri denetimi ve deşarj (KÖP ücreti) buna bir cevap olabilir. ABD EPA’ya baktığımızda :
Subject: public WWTPs controlling
How public WWTPs are controlled by government (e.g., in the USA), or should be?
Any info. or web site? Thank you in advance.
----------------
US Environmental Protection Agency (USEPA) sets the standards. Plants are issued permits, usually for 5 years. System is called the National Pollution Discharge Elimination System (NPDES). In most cases the actual permitting authority is delegated to the states. Example, we are issued our permit from the Wisconsin Department of Natural Resourses. For a brief intro, see the USEPA NPDES website at http://cfpub.epa.gov/npdes/. Hope this gets you started.

11- Risk ve Ekonomik Analiz Önemli
Society in general accepts death rates of 1 in 8,000 for road accidents, and 1 in 25,000 from playing soccer (Toplumun kabul ettikleri) and yet risks from pesticides in drinking water of 1 in 700,000 or nuclear accidents from power stations of 1 in 10 million are not. Views can change, the 1 in 200 risk from smoking is not now acceptable to a large section of the community.
(Financial implications for water customers Dr Rowena J Tye, United Kingdom)

The human and socioeconomic costs of unmanaged and under-managed domestic waste are also very high. In India, the 1994 plague epidemic resulted in a loss of tourism revenue estimated at $US 200 million; in Peru, a recent cholera epidemic resulted in an estimated loss amounting to three times the expenditure on water and sanitation for the entire country over the preceding 10 years; and in Shanghai, China a recent major outbreak of hepatitis A was attributed to sewerage contamination.
(Cities Feeding People CFP REPORT SERIES Report 27Community-Based Technologies for Domestic Wastewater Treatment and Reuse: options for urban agriculture by Gregory D. Rose Spring 1999)

12- Doğanın düzeni : Anaerobik + Aerobik

(Bilimin teknoloji ve mühendislik yoluyla insan yararına sunulması gerekiyor, biz yapabiliyormuyuz)

Hollandalı uzman Lettinga nın yazısını okuyordum, anlamak için 2-3 kere okumakta fayda var. (Water Science & Technology Vol 52 No 1-2 pp 1–11) Sağolsun, bizim bilim adamlarımızın yerine zengin olmayan Ülkeleri düşünüyor, yüzlerce bilimsel makalesinin arasında bizim gibi zengin olmayan ülkelerdeki arıtım sistemi nasıl olmalı diyerek düşünce üretiyor (İlginçtir, bizim gibi ülkeler için arıtım sistemi nasıl olmalı diyerek düşünce üretenler de genelde yabancı bilim adamları, ayrıca bkz. Containment landfills: the myth of sustainability A. Allen, Department of Geology, University College Cork, Cork, Ireland, Engineering Geology 60 (2001) 3±19 )
Lettinga, öncelikle, doğanın düzeni gereği organik atıkların doğal ortamlarda anaerobik olarak ayrıştığı üzerinde durmuş. Bu düzenin bir hikmeti var diyerek düşünmeye başlamış, gerçekten de suya oksijen vermek ucuz değil.

Ayrıca, Lettinga bununla da kalmayıp, zengin ülkelerdeki şirketlerin (özellikle ABD gibi) şubeleri vasıtasıyla sadece kendi pahalı aerobik sistemlerini pazarladığını ve bu yüzden zengin olmayan ülkelerin yeterli ve sürdürülebilir arıtma sistemlerine sahip olamadığını söyleyebilecek kadar cesaretli.

Bahsettiği Amman arıtma tesisini dolaştık, biz deki gibi yapılmış ama dev boyutlu RBCler hiç çalıştırılmıyor.

------------

Diğer bir makale de ilginç.

Waste Manage Res 2005: 23: 20–31

The effect of food waste disposers on municipal
waste and wastewater management

Natasha Marashlian
Mutasem El-Fadel
Department of Civil and Environmental
University of Beirut, Lebanon.)

13- Zengin Ülkelerdeki Arıtım Tesisleri=Sanayi üretim gücü

Ülkemizde bilimin güçlenebilmesi için öncelikle laboratuarlarımızdaki teknolojik aletlerin Türkiye’de üretilebiliyor olması gerekir. 90’lı yıllarda Kuzey Avp.nın bir kısmındaki tesisileri gezmiştim, 2006 yılında ise Hamburg'un kanalizasyon ve atıksu arıtma tesislerini inceledim. Bu sefer, tesis bilgilerinden çok nasıl bu kadar ilerleme sağlamışlar diye irdelemeye çalıştım. Biz de sakız gibi çiğnenen, bilimde ilerleme kaydederek sağlarız lafını göremedim, bu ülkelerin ilerlemesi tamamıyla sanayi üretim gücüne bağlı. Nasıl ki şehrin her yerini metro ağıyla örmüşler, arıtım tesisleri de bilimden önce sanayi üretim gücüyle sağlanmış. Bizim Üniversitelerimiz, bilim adamlarımız önemli olduklarını düşüne dursunlar, eğer biz üretim gücümüzü 5-10 kat kadar büyük oranlarda arttıramazsak bilim adamlarımızın ve üst düzey yöneticilerimizin çocukları dahi zengin ülkelerdeki teknolojiye ve arıtımın yüksekliğine hayran hayran baka kalacaklardır.

14- Uygulanabilme :

Yeni bir şey duydum, yeni bir şey öğrendim : Bir öğrencimiz tanık olmuş; bir fabrikada, arıtma tesisini yapan firma fabrika sorumlusuna güzel bir fikir vermiş. Arıtma sorumlusu “çamurumuzu ne yapacağız” diye sorunca; firmadaki mühendis, “Bir gün son çökeltim havuzuna doldurursunuz, kanalımız tıkandı diyerek Belediye vidanjörüne haber verirsiniz” demiş. Böylece emek ve para sarfettiğiniz arıtma artığı çamur zahmetsiz ve kolay bir yol ile denizlere ve yediğimiz balıklara ulaşabilir.

Sonuç olarak, AB’ye uyum için birçok yönetmelik hazırlayan Bakanlığımıza ve il teşkilatlarına daha çok iş düşüyor. Yönetmelikleri çıkarmak da zor bir çalışmadır ama bunları uygulayabilmek, halka benimsetmek, denetlemesine yapabilmek, bilinçlendirme ve ceza sistemini ülkenin gerçeklerine göre dengelemek, bunlar çok daha önemli konular.

15- Developing Countries : Turkey, Ürdün, etc.

(Başlığı görenler dille ilgili ukalalık yaptığımı zannedebilir, hayır kasti olarak yazdım. Türkiye'de araştırmaların sadece İngilizce makaleler ile yayınlanmasını zorunlu koşan hocalarımız dili bu hale getirtiyor)

Genelde hep Batı kitapları ile eğitildiğimiz için developing countryleri bilmeyiz, öğrenmeye de çalışmayız (bu grupta yer alan kendi ülkemizi de)

Fırsat oldu, Ürdün'ü gezdik. İşte öğrendiklerimiz :

Jordan is a country of 5.5 million inhabitants in which 60% of the population are served by 19 domestic sewage treatment plants distributed all over the country (WAJ,2002). Activated sludge treatment systems constitute 47% of the available technologies, while 26% of the plants use trickling filters and the other 26% depend on waste stabilization ponds (WAJ, 2002).

Energy consumption in activated sludge systems in Jordan range between 2.1-2.3 kWhr/m3 of treated wastewater (WAJ, 2000) compared with 0.77 kWhr/m3 of wastewater treated in Japan (Hu et al., 2000).

Peki arıtım verimleri nasıl? Kağıt üzerinde iyi gösterebiliyorlar fakat bizdeki gibi arıtma çamurunu hiç bir tedbir almadan open dumping ettiklerini gizle(ye)miyorlar. Peki, bizdeki gibi, çamurlardan çevreye su sızıyor ise neyi niçin yaptınız, neyi arıttınız? İşte size cevaplamanız için güzel sorular.

Yapılan bizdeki gibi Batıyı kopya (etmek) edememek (daha doğrusu). Atasözü vardır, AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZAT. Bizdeki gibi onların da üst düzey yöneticileri Batılı ülkeleri görünce, "biz de bunlar gibi yapmalıyız" diyor ve kısıtlı ülke gelirlerini göz boyayacak birkaç tesis için harcıyorlar ama ya düzgün yapamıyorlar yada düzgün işletemiyorlar. Sonuçta ineklerin otladığı havalimanları veya sazların yeşerdiği Kağıthane su arıtma tesisleri ortaya çıkıyor. Bu da ülkeye çifte zarar veriyor; hem mevcut kaynaklar harcanıp geleceğe para kalmıyor hem de yapılan tesisler çöpe gidiyor.

Gelecek nesilde de Batıya özenmeye devam...


Sıralama dışı bir madde :

Bizim yöneticilerimiz ve sanayicilerimiz “Ülkemiz hızla ilerliyor, bakın tekstil sektöründe nasıl ilerledik” derler. Oysa gayet normal bir süreç olarak sanayileşmiş ülkeler artık teknolojik sektörlerde çalışıp, kirlilik çıkaran sektörleri gelişmekte olan ülkelere bırakmaktadırlar. Bir bilgisayar parası ile kilolarca tekstil eşyası alabilirsiniz. Tabii ki biz de bu süreçten geçmek zorundayız. Bizim burada yapacağımız bu sektörlerde daha önce elde edilen gelişmiş bilgileri alıp ülkemizde uygulamaktır.